Neden Hristiyan Takvimi?

4-seasons-tree-wall-art 

Yüce Kabakçı –

Anılarınızı nasıl hatırlarsınız? Bu anıları hatırladığınız anda kendiniz için başka bir anı yaratıyor olmaz mısınız? Peki hayatınızın en önemli kısımlarını, çevrelerini saran diğer olay, kişiler ve yerleri de göz önünüze getirmeden hatırlayabilir misiniz? Bu son sorduğum soruya benim verdiğim cevap “Hayır”dır. Bunun nedeni hatırladığım anının, ancak o olaylar, kişiler veya yerler sayesinde  gerçekten canlı bir şekilde zihnimde olmasıdır.

Hayatımın en acı, mutlu veya tamamen pasif zamanlarını birbirleriyle eşleştirdiğim şehirler, müzikler ve kişiler vardır. Aşık olduğum her bir kişinin bana hissettirdikleri ile eşleşen, sadece o zaman sözleri benim için gerçekten anlam kazanan müzikler vardır. Aşık olduğumu düşündüğüm herhangi bir kız arkadaşım için Dream Theater, Mr. Big veya Megadeth üçlüsünden birisinin melankolik parçalarından birisini seçerdim. Daha sonra doğru kişiye aşık olmadığımı anladığım zaman kendime olan kızgınlığımı müzik ile dışarı vurabileceğim parçaları yine aynı gruplardan seçerdim.

Mesih’i izlemeye başladığım ilk aylarda Tanrı’ya gerçekten nasıl tapınılması gerektiğini bilmediğimden ne zaman yağmur yağsa, kapşonlu montumu giyer, kulaklıklarımı takar ve Johan Sebastian Bach’ın Cantataları eşliğinde saatlerce sokaklarda yürürdüm. Gökyüzünden düşen yağmurun sokak lambalarının ışığıyla buluştuğu andaki güzelliğini Tanrı’nın güzelliğine bağlar ve bir saniye bile olsa O’nun yüzünü görmek isterdim. Bütün bunların hangi şehirde, hangi sokaklarda, hangi gecelerde gerçekleştiğini hala hatırlarım. Hafızamın çok güçlü olduğunu düşünmenizi istemem. Garip olan şey ise yakın zamanda olmuş ve hatırlamam gereken şeyleri hatırlayamazken bu uzak anıları net bir şekilde hatırlayabiliyor olmamdı. Bunun nedeni ise yukarıda bahsettiğim anıların hepsinin litürjik bir ortamda gerçekleşmesidir. Bu bağın biraz zorlayarak kurulan bir bağ olduğunu düşünebilirsiniz ancak litürjik bir kiliseye katılıyorsanız veya bunu biraz da olsa tecrübe ettiyseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Litürjik bir tapınma, kimilerinin içinden “Yeter” diye bağırmalarına neden olabilecek, dünyanın en sıkıcı zamanı olabilir. Kimileri içinse zamanın ve mekanın ortadan kalktığı, kendilerine tamamen başka bir zamanda ve başka bir mekanda olmalarını hissettiren; Kutsal Kitap’ın yazdığı kurtuluş öyküsünün çeşitli hatıralarını tekrar tekrar yaşatan bir zamandır.

Yukarıdaki anlattığım deneyimle litürji arasındaki en büyük bağ şudur: Her ikisinde de devamlılık, tekrar ve, benim yaratmadığım, bir ritim ve hikaye vardır. Bu nedenle aslında tüm yaşam litürjiktir.

Aynı şeyler Hristiyan Takvimi için de geçerlidir. Bu takvime göre bir yılın ritmi kış, bahar, yaz ve sonbahara göre değil, Advent (Geliş), Noel (Doğuş Bayramı), Epifanya, Lent (Büyük Oruç veya Alçalış Dönemi), Kutsal Hafta,  Diriliş ve Pentikost evrelerine göre belirlenir. Hristiyan Takvimi nostaljik olmanın getirdiği duyguları canlandırmak için izlenmez. Aksine, Hristiyanlığın kavram olarak zamanın merkezine İsa Mesih’i koymasının doğal sonucu olarak izlenir.  Bu nedenle Hristiyan Takvimi bugünlerde herkesin ağzında olan ortak bir eleştiri cümlesi haline gelmiş, “Pazar’dan Pazar’a Hristiyan” sorununun panzehiridir çünkü takvim her bir güne bir anlam yüklemektedir. Kilise, tarih boyunca bu Takvim’le yaşamını sürdürerek İsa’nın yaşamının ritmini kendi yaşamında her yıl deneyim etmeyi ve belki de her bir yıl farklı ve daha anlamlı bir düzeyde Mesih’e benzemeyi istemiştir.

Hristiyan Takvimi aynı zamanda bize her yıl tarihin belirli bir noktaya, son diriliş gününe doğru ilerlediğini hatırlatmaktadır. Bu Takvim’e göre yılın belirli dönemlerinde İsa’nın yaşamından bölümleri hatırlamamızın nedeni sadece bunları hatırlamış olmak değildir. Şimdiki zamana ve geleceğe anlamlarını bu olaylar verir. Kilise Takvimi’nin bize verdiği öykünün içinde yaşamamanın neden olacağı boşluk, seküler takvimin bu boşluğu doldurmak için vereceği yüzlerce diğer öyküyle doldurulacak ve bu şekilde kimliğimizi Tanrı’nın tarihteki harika işlerinde değil, etrafımızda devamlı değişen olaylarda buluyor olacağız.

______________________________________________________________________________________

Fakat bu konuda da dengeli olmak gereklidir: Herhangi bir günün anlamı ne tamamen litürjik takvimle ne de tamamen seküler takvimle fakat bu ikisinin birbirleriyle olan dansını ve litürjik takvimin bu dansa nasıl önderlik ettiğini izleyerek kavranacaktır.

Buna verilebilecek bir örnek Alçalış Dönemi’dir. Diriliş Bayramı’ndan hemen önce gelen bu dönem, tövbe, oruç, disiplin ve kendini inkar etme unsurlarını içerisinde barındırmaktadır. Seküler takvimle olan bu dansına baktığınızda sanki Alçalış Dönemi’nin devamlı partnerinin ayağına veya eteğine basan bir karakter olduğunu düşünebilirsiniz. Bu dönem, özellikle kuzey yarım kürede, bahar aylarının başladığı, çiçeklerin açmaya ve insanların kışın boğucu griliğinden güneşin sıcak sarısına koştukları bir dönem olarak sevinç ve mutluluk içerdiği bir zamana denk gelmektedir. Herkes dışarıda eğlenirken neden bir Hristiyan İsa’nın acılarından bahseden bir kilise toplantısına gider ve o günlerde oruç tutar? İşte burada zamanı mevsimlere veya önemli olaylara göre değil de Mesih’in yaşamına göre düzenlemenin güzelliği ortaya çıkmaktadır: Dünya en güzel elbisesiyle kendisini göstermeye hazırlanırken Hristiyanlar Alçalış Dönemi aracılığıyla o elbisenin içindeki dünyanın aslında insanın, Tanrı’nın iyi yaratılışını nasıl günahla kirlettiğini ve baharın getirdiği sevincin ve mutluluğun yanında bu dünyanın hala daha günahın etkisi altında çürümeye maruz kaldığını hatırlarlar. Adaletsizlik, kadına ve çocuklara yapılan zulümler, insan haklarının ihlal edilmesi, savaşlar ve doğanın çeşitli şekillerde yok edilmesi, adil olmayan gelir dağılımı ve fakirlik gibi konularda dünyaya gerçeği hatırlatırlar. Bazıları buna gereksiz bir kötümserlik derken Kutsal Kitap İsa’yı gözümüzün önüne getirerek dünyanın acılarının, günahın yarattığı acıların, çarmıhta nasıl bir resim yarattığını gösterir.

İşte bu nedenle Alçalış Dönemi, Bahar’la ettiği bu dansta partnerinin ayağına basmak yerine aslında her bir notada attığı hızlı adımı yavaşlatmasını, öyle ki gerçek tempo başladığında, yani Mesih ölümü dirilişiyle yendiğinde, tam bir hızla beraber dans edeceklerini ve bu şekilde kendisini izleyenleri hayran bırakacaklarını hatırlatmaktadır.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s