İnanç İlkeleri

İnanç Maddeleri

Rab’bin Yılı 12 Eylül 1801’de Piskoposlar, Din Adamları ve Amerika Birleşik Devleti’nin Protestan Episkopal Kilisesi’nin Genel Kurulunda alınan kararlar uyarınca

I.  Kutsal Üçlü Birliğe İman Üzerine

Sonsuzlarca var olan; sınırları, parçaları ve duyuları olmayan; sonsuz güce, bilgeliğe ve iyiliğe sahip olan; gözle görünen ve görünmeyen her şeyin Yaratıcısı ve Koruyucu’su; Yaşayan ve Gerçek olan tek bir Tanrı vardır.  Tanrı, tek maddeden, güçten ve sonsuzluktan oluşan birlik içindeki üç Kişi; Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’tur.

II. Kendisi İnsan olan Söz veya Tanrı’nın Oğlu Üzerine

Baba’nın Söz’ü olan Oğul, zamanın öncesinde tek ve sonsuz olan Tanrı, Baba’dan doğmuş, Tanrı özüne sahip olarak, kutsanmış Bakire’nin rahminde İnsan özünde bedeni aldı.  Öyle ki iki bütün ve mükemmel doğa, Tanrı ve İnsan doğası, hiç bölünmemek üzere tek bir kişide birleşti.  Mesih, Baba’yı bizle barıştırmak için, sadece ilk günah için değil ama insanların tüm günahlarına bir kurban olmak üzere gerçekten acı çekmiş, çarmıha gerilmiş, ölmüş ve gömülmüş mutlak Tanrı ve mutlak insandır.
III.  Mesih’in Cehenneme İnişi Üzerine

Mesih bizim için öldü ve dirildi, öyleyse Cehennem’e indiğine inanılır.
IV. Mesih’in Dirilişi Üzerine

Zaman dolduğunda Mesih, İnsan’ın doğasına ait herşeyle ete ve kemiğe bürünerek beden aldı, ve ölümden dirildi.   Bu bedenle göğe alındı.  Ve tüm insanları yargılayacağı son güne dek orada oturmaktadır.

V. Kutsal Ruh Üzerine

Baba ve Oğul’dan gelen/çıkan/türeyen Kutsal Ruh, sonsuz olan Tanrı, Baba ve Oğul ile aynı öze, ihtişama ve görkeme sahiptir.
VI. Kutsal Yazıların Kurtuluş için Yeterliliği Üzerine

Kutsal Yazılar kurtuluş için gerekli olan herşeyi içermektedir: öyle ki onlarda yazılı olmayan ve onlarla kanıtlanmayan hiçbir eylem kurtuluş için gerekli bir şart veya İman maddesi olarak hiçbir kişiden istenmemelidir.  Kutsal Yazılar’ın adı üzerine, Kilise’nin yetkinliğinden asla şüphe etmediği Kanonikal (Kabul edilmiş) Eski ve Yeni Atlaşma’nın kitaplarına inanırız.

Kanonikal (Kabul Edilmiş) Kitapların İsimleri ve sayıları
Yaratılış, Birinci Samuel, Ester, Mısır’dan Çıkış, İkinci Samuel, Eyüp, Levililer, Birinci Krallar, Mezmurlar, Sayılar, İkinci Krallar, Süleyman’ın Özdeyişleri,  Yasa’nın Tekrarı, Birinci Tarihler, Vaiz, Yeşu, İkinci Tarihler, Ezgiler Ezgisi, Hakimler, Birinci Esdras, Dört Büyük Peygamber Kitabı, Rut, İkinci Esdras, On İki Küçük Peygamber kitabı,

Kilise’nin Doktrin üretmek için değil ama Yaşam örneği ve bilgi amaçlı okuduğu diğer kitaplar da (Hiyerome’ye göre) şöyledir:

Üçüncü Esdras, Ester Kitabının geri kalanı, Dördüncü Esdras, Bilgelik, Tobit, Sirak, Yudit, Baruk, Üç Genç Adamın Ezgisi, Manaşşe’nin Duası, Suzanna, Birinci Makabeler, Bel ve Ejderha, İkinci Makabeler
Herkesin kabul ettiği gibi Yeni Antlaşma’nın tüm kitaplarını biz de kabul ediyor ve onları Kanon’un bir parçası olarak sayıyoruz.

VII. Eski Antlaşma Üzerine

Eski Antlaşma, Yeni Antlaşma’ya aykırı değildir; çünkü hem Eski hem de Yeni Antlaşma’da sonsuz yaşam insanlığa, Tanrı ve insan arasındaki tek arabulucu, Tanrı ve insan olan Mesih tarafından sunulur.  Bunun aksini savunup, ataların vaatlerinin sadece geçici olduğunu söyleyenler ciddiye alınmamalıdır.  Tanrı tarafından Musa’ya verilen Yasa, ve onun sonucunda oluşan dini törenler ve ritüeller Hristiyanları bağlamasa da ve Eski Antlaşma’da geçen toplumsal kurallara herhangi bir ulus uymak zorunda olmasa da, hiçbir Hristiyan Ahlak sayılan Emirler’e itaat etmekten muaf değildir.
VIII. İnanç Bildirgeleri Üzerine

İznik Bildirgesi ve Elçilerin Bildirgesi olarak bilinenler tamamen kabul edilip inanılmalıdır:  çünkü Kutsal Yazılarla kesinlikle kanıtlanabilirler.

Kralın onayıyla ilk 1571’de ve sonra 1662’de tekrar onaylanan orjinal madde şöyle başlar:  “Üç Bildirge, İznik Bildirgesi, Atanasyus’un Bildirgesi ve herkes tarafından Elçilerin Bildirgesi denilen bildirge…”

IX. İlk Günah Üzerine

İlk günah, (Pelagların iddia ettikleri gibi) Adem’den sonra ortaya çıkmadı, fakat her insanın doğasında bulunan hata ve yozlaşmadır. Bu da Adem’in soyundan gelenlerin tümünde doğal olarak bulunur.  Bundan dolayı insan, ilk doğruluktan çok uzaklaşmış, doğası gereğince kötülüğe eğilimli, ve Ruh’a karşı bedenin tutkularının ağır bastığı bir varlıktır.  Bu dünyaya doğmuş her insan Tanrı’nın öfkesini ve sonsuz lanetini hak eder.  Yeniden doğmuş olanlar için bile doğanın bu sorunu devam etmektedir.  Öyle ki bedenin tutkuları, ki Grekçe’de bunlara p¢vnæa sapk¢s (bazıları bunu, duyusal, duygusal, tutku ve beden olarak açıklarlar)  Tanrı’nın Yasası altında değildir.  İman edip vaftiz olanlar için hiçbir suçlama olmasa da, Elçi’nin de itiraf ettiği gibi bedensel arzular ve şehvet günahın doğasını barındırır.
X. Öz İrade Üzerine

Adem’in düşüşünden sonra İnsan’ın durumu, kendi doğal gücüne ve iyi işlerine dayanarak kendini imana ve Tanrı’yı çağırmak için hazırlamasını imkansız kılar.  Bu yüzden bizim Tanrı’nın lütfu olmadan, Tanrı’yı hoşnut edebilecek ve kabul edilebilecek hiçbir iyi iş yapmaya gücümüz yoktur.  Mesih, iyi niyete sahip olabilmemiz için bizimle birlikte o iyi niyetle çalışır.

XI. İnsan’ın Aklanması Üzerine

Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih sayesinde iman yoluyla Tanrı’nın önünde aklanmış sayılırız.  Bu bizim iyi işlerimizin ya da hakkımızın sonucu değildir.  Bu yüzden iman yoluyla aklanmış olmamız, Aklanma Hitab’ında da vurgulanarak belirtildiği gibi teselli veren bütünleyici bir doktrindir.
XII. İyi İşler Üzerine

Her ne kadar, imanın ürünü olan ve aklanma sonucunda meydana gelen İyi İşler, günahlarımızı ortadan kaldıramaz ve Tanrı’nın gazabını yaşamamızı engelleyemeseler bile, Mesih’te Tanrı’yı hoşnut kılarlar ve kabul görürler. Canlı ve gerçek bir imandan doğarlar, ve bir ağaç meyvesinden nasıl tanınırsa iman da iyi işleri ile kanıtlanır.
XIII. Aklanma Öncesindeki İşler Üzerine

İsa Mesih’e imandan üremedikleri, insanları lütuf almak için bir araya getirmedikleri ve (okul-yazarlarının dediği gibi) uyum lütfunu hakketmedikleri için Mesih’in lütfundan ve O’nun Ruh’unun esininden önce yapılan işler Tanrı’yı hoşnut etmez.  Tanrı’nın isteği ve buyruğu üzerine yapılmadıkları için günahın doğasına sahip olduklarına şüphemiz yoktur.
XIV. Gereğinden Fazla Yapılan İşler Üzerine

Tanrı’nın buyurduklarının üstünde ve fazlası olarak yapılan Gönüllü İşler, ki bunlara Gereğinden Fazla İşler denilir, kibir ve dine karşı saygısızlığa değinilmeden ele alınamaz.  Çünkü yaptıkları bu işler aracılığıyla kişiler Buyruk altında yapmak zorunda olduklarını Tanrı’ya bırakmakla yetinmeyip O’nun için gereğinden fazlasını yapmaktadırlar.  Ne var ki İsa açıkça ‘size buyurulan herşeyi yaptıktan sonra ‘bizler kar etmeyen hizmetkarlarız’ deyin’, diyor.

XV. Günahsız Tek Varlık Mesih Üzerine

Günah hariç, Mesih bizim doğamıza gerçek olarak herşeyde bize benzeyerek yaratıldı.  Hem bedenen hem de ruhen günahtan uzak idi.  Lekesiz Kuzu olarak, kendini kurban ederek dünyanın günahını kaldırdı.  Ve Aziz Yuhanna’nın dediği gibi O’nda günah yoktu.  Ama diğerlerimizin hepsi, Mesih’te yeniden doğmuş ve vaftiz olmamıza rağmen, pek çok şeyde suç işleriz. Günahımızı yok dersek  kendimizi kandırmış oluruz ve içimizde gerçek yaşamaz.
XVI.  Vaftiz Sonrası Günah Üzerine

Vaftiz’den sonra bilerek işlenen her ölümlü günah Kutsal Ruh’a hakaret ve bağışlanamaz sayılmaz.  Vaftiz’den sonra işlenen böyle bir günah için tövbe mümkündür ve engellenemez.  Tanrı’nın lütfu sayesinde tekrar ayağa kalkıp, yaşamlarımızı düzeltebiliriz.  Yaşamları boyunca günah işlemeyeceklerini veya gerçekten tövbe etmiş olanlara bağışlanma olmadığını söyleyenler kınanmalıdırlar.
XVII. Önceden Belirlenme ve Seçilmişlik Üzerine

Yaşam için Önceden Belirlenme Tanrı’nın ezelden beri var olan amacıdır.  Bu sayede Tanrı(dünyanın temelleri atılmadan önce), tüm insanlıktan Mesih’e seçtiklerini gazap ve lanetten kurtarıp Mesih’te sonsuz kurtuluşa, onurlu kaplar olmaya eriştikleri sırrını sürekli açıklamıştır.  Bu yüzden Tanrı’dan bu kadar mükemmel bir lütfa sahip olmuş kişiler, doğru zamanda O’nun Ruh’unun işleyişiyle Tanrı’nın amacına çağrılmış olurlar.  Lütuf aracılığıyla çağrıya yanıt verirler, karşılıksız olarak aklanırlar, oğulluğa alınma ile Tanrı’nın oğulları olurlar, O’nun tek oğlu İsa Mesih benzerliğine dönüştürülürler, iyi işler aracılığıyla inançlarına bağlı yürürler, ve zaman tamamlanınca Tanrı’nın merhameti sayesinde sonsuz mutluluğa sahip olurlar.

Önceden Belirlenme ve Mesih’te Seçilmiş olmamız,  inancına bağlı kişler için tatlı, hoş ve açıklanamaz bir teselli kaynağıdır.  Bu kişiler Mesih’in Ruh’unun içlerinde işlediğini hissederler.  Ruh, dünyasal bedenin işerini öldürür yerine düşüncelerini göksel şeylere çevirir.  Bu, sadece Mesih aracılığıyla sahip oldukları sonsuz yaşama olan imanlarını büyük bir şekilde olgunlaştırıp onaylamakla kalmaz fakat aynı zamanda da Tanrı’ya olan sevgilerini hevesle alevlendirir.  Bundan dolayı bedenin günahlarına meraklı, içlerinde Mesih’in Ruh’u olmayan kişiler için sürekli gözlerinin önünde Tanrı’nın Önceden Belirleme tasarısını görmek Şeytan’ın onları umutsuzluğa attığı veya en sefil ve iğrenç yaşam biçimine sürüklediği tehlikeli bir düşüştür.

Tüm bunlara ek olarak, Tanrı’nın vaatlerini Kutsal Yazılar’da bize aktarıldığı şeklide genel olarak almalıyız.  Tanrı’nın Söz’ünde açıkça bize vurgulandığı gibi yaptığımız tüm işlerde Tanrı’nın isteği ardından gitmeliyiz.
XVIII. Sonsuz Kurtuluşu’un Yalnızca İsa Mesih Adı Aracılığıyla Mümkün Olması Üzerine

İnandığı Yasa veya tarikat aracılığıyla kurtulabileceğini ilan eden her adam lanetlenmiş sayılmalıdır.  Çünkü Kutsal Yazılar bize insanın yanlızca İsa Mesih’in adı aracılığıyla kurtuluşa sahip olabileceğini söyler.

XIX. Kilise Üzerine

Mesih’in görünen kilisesi, Tanrı Söz’ünün saf bir şekilde paylaşıldığı, Mesih’in buyruğu üzerine Kutsal Ayinler’in yapıldığı, ve aynı şekilde O’nun tarafından gerekli görülen herşeyin uygulşandığı sadık kişiler topluluğudur.

Nasıl Yeruşalim, İskenderiye ve Antakya kiliseleri hata yaptıysa, Roma Kilisesi de hem yaşayış ve törenler konusunda hem de İman konusunda hatalar yapmıştır.

XX. Kilisenin yetkisi üzerine

Kilisenin ayinler veya törenler buyurmaya ve İnanç konusunda tartışılan konular üzerinde yetkisi vardır.  Ne var ki kilisenin, Tanrı’nın yazılmış Söz’üne aykırı herhangi bir şeyi buyurması doğru değildir.  Aynı şekilde Kutsal Yazılar’daki bir kısmı, başka bir kısım ile çelişecek şekilde alıp anlamını yorumlaması da doğru değildir.  Öyleyse, Kilise, Kutsal Yazılar’ın hem tanığı ve koruyucusu olarak ne O’na aykırı bir şey yapmalıdır ne de kurtuluşun gerçek olması için gerekli olduğu düşünülen şeyleri zorlamamalıdır.

XXI. Genel Konseyler Üzerine

 [Eski 21.Madde yerel ve toplumsal niteliklerinden dolayı buradan çıkartımıştır.  Geriye kalan kısımları başka maddelere eklenmiştir.]

1801 metninde yer almayan ama orjinal 1571 ve 1662 metninde yere alan madde şöyledir : “Genel Konseyler, Prenslerin emri ve onayı olmadan toplanamazlar.  Toplandıkları zaman da (her birininin Tanrı’nın Ruh’u tarafından yönlendirilmeyen bir insan topluluğu olduğunu hatırlayarak)hata yapabilirler, ve hatta geçmişte Tanrı’ya ait olan seyler konusunda hata yapmış olabilirler.  Bu yüzden Kutsal Yazılardan alınmadıkları takdirde kurtuluşun gerekçeleri konusunda karar vermeye veya buyruk vermeye hiçbir güçleri ve yetkileri yoktur”.

XXII. Araf Üzerine

Roma Kilisesi’nin Araf, Aflar, Tapınma, kutsal kalıntılar ve azizlerin yalvarış duaları ile ilgili doktrini Kutsal Yazılara hiçbir dayanağı olmayan, tam tersine Tanrı’nın Söz’ünü kirleten insanlarca rahatlatıcı niteliklerinden dolayı benimsenmiş uydurmalarlardır.
XXIII.  Topluluk İçinde Hizmet Etmek Üzerine

Herhangi bir kişinin, yasal olarak bu göreve atanmadığı takdirde topluluk önünde vaaz etmesi ve Kutsal Ayinler’de görev alması doğru değildir.  Yasal olarak bu göreve atanmış olanlar, ki bu görev için seçilmiş ve çağrılmışlardır, topluluk için yetkilendirilmiş kişiler olarak Rab’bin üzüm bağına hizmet etmek için kişileri teşvik edip göndermelidir.

XXIV. Toplulukta, Topluluğun Anlayacağı Dilde Konuşmak Üzerine

Toplulukta, kişilerin anlamayacağı bir dilde yüksek sesle dua etmek, Kutsal Ayinleri sunmak, Tanrı’nın Söz’üne ve İlk Kilise’nin adetlerine yapılmış büyük bir ayıp sayılmalıdır.
XXV.  Kutsal Ayinlerin Unsurları Üzerine

Kutsal Ayinler, yalnızca Hristiyanların inançlarını ikrar etmek için Mesih tarafından buyurulan göstergeler değildirler.  Tanrı’nın, bizde gizlice işleyen iyi niyetinin, lütfunun etkin tanıklarıdırlar.  Bu aynı zamanda bizim O’na olan imanımızı güçlendirip onaylamakla kalmaz ama arttırır.

Müjde’de, Vaftiz, ve Rab’bin Sofrası olmak üzere Mesih’in buyurduğu iki Kutsal Ayin vardır.

Kutsal Ayin olarak bilinen diğer beş tören; Konfirmasyon (kilise önünde iman açıklaması), Günah Çıkarma, Ordinasyon (ruhani görevlere atama) , Evlilik ve Son Yağ sürme (ölüm halindekilere yağ sürme) kısmen Kutsal Yazılarda yer verilmiş olsa bile Elçilerin yanlış şekilde izlenmesi sonucunda doğmuş oldukları, doğalarında Vaftiz ve Rab’bin Sofrası gibi Tanrı tarafından buyurulmuş bir işaret ve tören olmadıkları için Kutsal Ayinler’in arasında sayılmamalıdırlar.

Kutsal Ayinler, Mesih tarafından onları seyretmemiz ya da oradan oraya taşımamız için buyurulmamışlardır, uygulamamız için buyurulmuşlardır.   Bunlara katılmaya layık olanlar  Kutsal Ayinler aracılığıyla bütünlenir.  Ama layık olmayanlar, Aziz Pavlus’un sözleriyle kendilerini lanetlemiş olurlar.

XXVI.  Uygunsuz Bulunan Rahiplerin, Kutsal Ayinler’in Etkinliğini Zedelememesi Üzerine

Görünen kilisede bazen kötülük iyilik içine karışsa da, ve kötülük Söz’ün ve Kutsal Ayinler’in hizmetinde tam yetkiye sahip olsa bile, bu eylemlerde bulunanlar kendi isimleri ile değil ama Mesih’in adında, O’nun buyruğu ve yetkisi ile hizmet ettikleri için bu kişilerin hizmetinden hem Tanrı Söz’ünden işitmek için hem de Kutsal Ayineler’de yer almak için faydalanabiliriz.  Kötülüklerinden dolayı bu kişilerin ne Mesih tarafından atanmışlığı ne de Tanrı’nın armağanlarını lütfu onlardan eksilmez.  İmanla ve doğrulukla, onlar kötü kişiler olsa bile sundukları Kutsal Ayinler’den alın, çünkü Mesih’in buyruğu ve vaati uyarınca Kutsal Ayinler hala etkilidir.

Ne var ki kötü rahiplerin soruşturulmaları, suçları hakkında bilgiye sahip olanlar tarafından suçlanmaları, suçlu bulundukları takdirde adil bir yargı sonucunda görevlerinden alınmaları sorumluluğu kilisenin disiplini için kiliseye aittir.
XXVII.  Vaftiz Üzerine

Vaftiz, yalnızca Mesih’e inananları diğer kimselerden ayıran bir işaret ve inanç ikrarı değil fakat aynı zamanda Yeniden Doğmanın bir simgesidir.  Doğru şekilde vaftiz edilenler, vaftiz aracılığıyla Kilise’ye dahil edilirler. Günahların bağışı ve Tanrı’nın çocukları olarak oğulluğa alınmış olduğumuz vaatleri vaftiz ile gözle görünen bir biçimde imzalanmış ve mühürlenmiş olur.  İman onaylanmış olur, ve lütuf Tanrı’ya dua aracılığıyla artar.

Küçük çocukların vaftizi, Mesih’in buyrukları ile uyum içinde bulunduğu için Kilisenin elinde tutulmaya devam etmelidir.
XXVIII.  Rab’bin Sofrası Üzerine

Rab’bin Sofrası, Hristiyanların birbirlerine karşı olması gereken sevgilerini gösterdikleri bir işaret olmakla kalmayıp Mesih’in ölümü sayesinde sahip olduğumuz kurtuluşu andığımız Kutsal Ayindir.  Doğru, layık bir biçimde imanla bu sofradan aldığımızda böldüğümüz ekmek Mesih’in bedeninden almak, Bereket kadehinden içmek de Mesih’in kanından almak, ölümüne ortak olmak demektir.

Rab’bin Sofrası’nda Dönüşüm (Ekmek ve Şarabın maddesinin değişmesi)  Kutsal Yazılar aracılığıyla kanıtlanamaz.  Kutsal Yazılar’ın sade sözlerine karşı bir ayıp sayılır; Kutsal Ayinlerin doğasını bozar ve batıl inançlara sebep olur.

Sofra’da Mesih’in bedeninin sunulması, alınması ve yenmesi göksel ve ruhsal bir tutum içinde gerçekleşir.  Sofra’da Mesih’in bedeni iman aracılığıyla alınır ve yenilir.

Rab’bin Sofrası Kutsal Ayininin saklanması, taşınması, yüceltilmesi veya tapınılıması Mesih’in buyruğu değildir.
XXIX.  Rab’bin Sofrasından Alıp da Mesih’in Bedenine Ortak Olmayan Kötüler Üzerine

Canlı bir imana sahip olmayanlar ve kötüler, gözler önünde fiziksel olarak (Aziz Agustin’in deyimiyle) dişlerini Mesih’in Bedeni ve Kanı Kutsal Ayin’ine geçirseler bile, Mesih’e hiçbir şekilde ortak değildirler.  Tam tersine, bu kadar büyük bir şeyi simgeleyen bir ayini uygulayarak veya simgeden yiyip içerek kendilerini lanetlemiş olurlar.
XXX. Her İki Tür Kişi Üzerine

Rab’bin Kadehi rahip olmayan kimselerden esirgenmemelidir.  Mesih’in buyruğu üzerine Rab’bin Sofrası ayininin her iki unsuru tüm Hristiyanlara eşit bir şekilde sunulmalıdır.

XXXI. Çarmıh’ta Mesih’in Kendini Feda Etmesi Üzerine

Tüm dünyanın, başlangıçtan beri var olan ve bugün işlenmekte olan tüm günahlarından mükemmel kurtuluş sağlamak, Tanrı’nın öfkesini dindirmek ve O’nu hoşnut etmek için Mesih kendini sundu.  Günahın kefaretini ödeyebilecek başka hiçbir şey yoktur.  Bu yüzden ayinlerde dirilerin ve ölülerin acıları ve günahlarından bağışlanmaları için rahiplerin Mesih’e sunduğu adaklar uydurma hakaretler ve tehlikeli kandırmacalardır.
XXXII.  Rahiplerin Evlenmesi Üzerine

Piskoposlara, Rahiplere ve diyakonlara, Tanrı’nın Yasası tarafından bekar yaşamaya söz vermeleri veya evlilikten sakınmaları gerektiği konusunda hiçbir buyruk yoktur.   Tanrısal bir biçimde daha iyi hizmet etmelerini sağlayacak ise tıpkı diğer Hristiyan erkekler gibi sağduyulu bir biçimde evlenmeleri doğrudur.
XXXIII.  Aforoz Edilmiş (Kilise Üyeliğinden Atılmış) Kişilerden Uzak Durmak Üzerine

Kilise tarafından açıkça suçlanan ve aforoz edilen kişinin dinsiz ve yoldan sapmış biri ilan edilerek, Kilise birliğinden kesilmesi ve sadık kişilerin tümünden uzaklaştırılması doğrudur.  Kişi açık bir şekilde tövbe edip barıştırılıp Kiliseye geri kabul edilmesini sağlayacak yetkiye sahip olan bir Yargıç tarafından yargılanana kadar bu süreç devam etmelidir.
XXXIV.  Kilise’nin Gelenekleri Üzerine

Geleneklerin ve Törenlerin her yerde aynı şekilde yapılması gerekmemektedir.  Her biri her zaman çeşitlilik göstermiştir ve ülkelerin, zamanın, kişilerin tarzlarının farklılıklarına göre Tanrı’nın Söz’üne aykırı olmadan değişikliğe uğrayabilirler.  Her kim, kendi yargısına göre Tanrı’nın Söz’üne aykırı olmayan ve ortak yetkililer tarafından onaylanan ve uygulamaya konulan Kilisenin Geleneklerini ve Törenlerini, isteyerek ve bilerek bozarsa açıkça azarlanmalıdır.  Çünkü Kilisenin ortak düzenini bozmuş, sulh hakiminin yetkisini ezmiş ve zayıf olan kardeşlerin vizdanlarını yaralamıştır.

Tüm titiz ve ulusal kiliselerin, yapılan tüm işlerin kişileri bina edici olması için, yalnızca insan tarafından buyurulan Kilise’nin Geleneklerini ve Törenlerini buyurmaya, değiştirmeye ve kaldırmaya yetkisi vardır.

XXXV. Vaazlar Kitabı Üzerine

Bu Madde altına yerleştirdiğimiz başlıklaryıla, Vaazlar Kitabı’nın ikinci cildi bu zamanlarda çok gerekli olan tanrısal ve yararlı bir doktrine sahiptir. Altıncı Edward döneminde yayımlanan Vaazlar Kitabını birinci cildi de aynı özelliklere sahiptir.  Bu yüzden, topluluk tarafından anlaşılabilmeleri için Kiliselerde vaizler tarafından dikkatlice ve açıkça okunmalarının gerektiğine inanırız.

Vaazların isimleri/başlıkları üzerine

1 Kilise’nin doğru kullanılması üzerine
2 Putperestlik Tehlikesine Karşı
3 Kiliselerin temiz ve bakımlı tutulması üzerine

4 İyi işler üzerine: İlk olarak Oruç.
5 Oburluk ve Ayyaşlık üzerine.
6 Abartılı giyim kuşama karşı.
7 Dua üzerine.
8 Duanın yeri ve zamanı üzerine.
9 Toplu duaların ve Kutsal Ayinlerin ortak anlaşılır dilde yönetilmesi üzerine.
10 Tanrı Söz’ünün saygıdeğer yorumu üzerine.
11 Yoksullara yardım üzerine.
12 Mesih’in doğuşu üzerine.
13 Mesih’in ölümü üzerine.
14 Mesih’in dirilişi üzerine.
15 Mesih’in Bedenini ve Kanı Kutsal Ayinini almaya layık olanlar üzerine.
16 Kutsal Ruh’un Armağanları üzerine.
17 Yalvarış günleri üzerine.
18 Evlilik üzerine.
19 Tövbe üzerine.
20 Tembellik ve zamanını boşa harcamaya karşı.
21 İsyankarlığa karşı.

[Bu kilise, bu maddeyi Vaazlar Kitab’ının kutsallık ve ahlak konusunda Hristiyan doktirinin bir açıklaması olduğunu vurguladığı için kabul eder.  Fakat İngiltere’nin anayasası ve yasalarına yapılan tüm referanslar bu kilisenin şartlarında uygulanamaz kabul edilir ve gözden geçirilip, gereksiz kısımlar çıkartılıp yeniden düzenlenene kadar bahsi geçen Vaazların da kiliselerde okunması gerektiği buyruğunu da fesh eder.]

  1. XXXVI.                    Piskoposların ve Rahiplerin Kutsanması Üzerine

Bu Kilisenin 1792’de yapılan Genel Konseyinde uygulamaya konulan Piskoposların Kutsanması ve Rahiplerin ve Diyakonların Adanması kitabı hala Kutsanma ve Adanma için gerekli olan adımlar için geçerlidir.  Kendisinde batıl veya dine uygunsuz bir şey yoktur.  Bundan dolayı belirtilen biçimde Kutsanan ve Adanan tüm kişilerin doğru, düzgün ve yasal biçimde kutsanmış ve adanmış oldukların ilan ederiz.

Bu maddenin orjinal 1571 ve 1662 metninde şöyle yazılıdır: “Altıncı Edward ve dönemin parlamentosu tarafında yürürlüğe konulan Başpiskopos ve Piskopos Kutsanması ve Rahip ve Diyakon Adanması Kitabı, Kutsanma ve Adanma için gerekli olan tüm bilgileri içerirKendisinde batıl veya dine uygunsuz bir şey yoktur.  Bundan dolayı, Altıncı Edward’ın ikinci yılından bugüne kada rve bugünden sonra bu Kitab’ın töresine göre  Kutsanan ve Adanan tüm kişilerin doğru, düzgün ve yasal biçimde kutsanmış ve adanmış oldukların ilan ederiz.”

  1. XXXVII.            Sivil Sulh Hakimi’nin Yetkisi Üzerine

Sivil Sulh Hakimi’nin rahipler ve diğer mesleklerden olmak üzere tüm insanlar üzerinde geçici şeyler için yetkisi vardır.  Ne var ki tamamen ruhsal konular üzerinde hiçbir yetkisi yoktur.  Uygun ve yasal şekilde oluşturulan Sivil Yetkiye saygılı bir itaati Müjde’yi duyuran/inanan tüm kişilerin görevi kabul ederiz.

Bu maddenin orjinal 1571 ve 1662 metninde şöyle yazılıdır: “Kral Hazretleri, İngiliz Krallığında ve onun egemenliği altında bulunan tüm yerlerde en üst güce sahiptir.  Kilise veya sivil olsun, bu Krallık altında bulunan tüm bölgeler herhangi bir yabancı yargı ve yetki altında bulunamaz. Bazı iftiracıları gücendiren ünvanlar olduğunu bildiğimiz halde Kral Hazretlerinin en üst yönetme yetkisine sahip olduğunu ilan ederiz, ne var ki prenslerimize ne Tanrı’nın Söz’ünü vaaz etme ne de Kutsal Ayinleri sunma yetkisini veremeyiz.  Kraliçemiz Elizabet de açıkça buna tanıklık ettiği kararı uygulamaya koymuştur.  Kutsal Yazılar’da Tanrı tarafından inancına bağlı tüm prenslere verilmiş olduğunu gördüğümüz tek ayrıcalık Tanrı tarafından egemenliklerine verilen tüm malları ve kişileri, kiliseden olsun ya da olmasın, onları iyi yönetmek, inatçıları ve kötüleri sivil kılıç ile zaptetmektir.

Roma Piskopos’unun İngiliz Krallığında hiç bir yetkisi yoktur.

Krallığın yasaları, iğrenç ve utanç verici suçlar için Hristiyan adamları ölüm cezasına çarptırabilir.

Sulh Hakimi’nin emri üzerine Hristiyan adamların silahlarını kuşanıp savaşta hizmet etmesi doğrudur.”

XXXVIII. Hristiyanların Ortak Mal Olmayan Mülkleri Üzerine

Anabaptistslerin yanlış şeklide övündükleri gibi Hıristiyanların mal varlıkları, hakları, ünvanları ve sahip oldukları ortak değildir.  Ne var ki her kişi elinden geldiğince sahip olduklarından cömertçe yoksullara yardım etmelidir.
XXXIX.  Bir Hristiyanın Yemin Etmesi Üzerine

Rabbimiz İsa Mesih ve Elçi Yakup tarafından boş yere yemin etmenin tüm Hristiyanlara yasaklandığını kabul ederken, iman ve iyi niyet durumunda,  Sulh Hakimi buyurduğunda bir adamın Peygamber’in adalet, yargı ve doğruluk öğretişlerine uygun bir biçimde yemin etmesini dinin engellemediğini de kabul ederiz.

 

 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s